Benim adım Lucas. Otuz yaşındayım ve doktor olmak çocukluğumdan beri tek hayalimdi.

 

Alicia ile çalıştığım hastanede tanıştım.

On sekiz yaşındaydı ve ağır hastalığına rağmen servisteki en neşeli insandı.

Her odaya girdiğimde benimle dalga geçerdi.

— Doktor Lucas, gülümsemek ücretsiz. Bunu tıp fakültesinde öğretmediler mi?

Ben gözlerimi devirirdim.

O gülerdi.

Sonra tedavinin artık işe yaramadığını öğrendik.

Doktorlar Alicia’nın yalnızca birkaç günü kaldığını söyledi.

Bir akşam bana baktı.

— Son bir dileğim var.

— Söyle.

— Evlenmek istiyorum.

Şaka yaptığını düşündüm.

Ama yüzündeki ifade ciddiydi.

— Büyük bir düğün istemiyorum. Sadece bir kez gelin olduğumu bilmek istiyorum.

İsteği hastane yönetimi ve ailesiyle konuşuldu. Her şeyin sembolik ve onun son dileğine uygun olması için küçük bir tören düzenlendi.

Ertesi gün hastane odasında evlendik.

Ben kravat taktım.

Alicia beyaz bir eşarbı duvak gibi başına örttü.

Hemşirelerden biri temiz bandajlardan iki küçük yüzük yaptı.

Kız kardeşi çiçek getirdi.

Alicia tören boyunca gülümsedi.

İki gün sonra hayatını kaybetti.

Cenazeden sonra arabamın yanında tek başıma dururken kız kardeşi yanıma geldi.

Elinde küçük bir kutu vardı.

— Alicia bunu sana ancak öldükten sonra vermemi istedi.

Kutunun kapağında benim adım yazılıydı.

Açtığımda bir mektup, eski bir fotoğraf ve küçük bir banka defteri gördüm.

Mektubun üzerinde:

“Kocama.”

yazıyordu.

Titreyen ellerle okumaya başladım.

Alicia şöyle yazmıştı:

“Lucas, benimle evlendiğin için sana teşekkür etmeyeceğim. Çünkü sen bunu acıdığın için yapmadın. Son günlerimde beni hasta biri gibi değil, hâlâ hayalleri olan bir insan gibi gördün.”

Sonraki satırda durmak zorunda kaldım.

“Sen bana üç gün verdin. Ben de sana benden sonra devam edecek bir şey bırakmak istiyorum.”

Banka defterinde büyük bir servet yoktu.

Alicia’nın yıllar boyunca biriktirdiği küçük bir miktar para ve ailesinin eklediği bağışlar vardı.

Mektubunda bu parayla, maddi imkânı olmayan genç hastaların son dileklerini gerçekleştirecek küçük bir fon kurmamı istiyordu.

Adını da kendisi seçmişti:

Alicia’nın Son Dileği.

İlk başta bunu yapamayacağımı düşündüm.

Onu hatırlamak bile canımı yakıyordu.

Ama birkaç ay sonra ilk başvuru geldi.

On altı yaşındaki bir çocuk, hastaneden çıkamayacağını biliyor ve son kez küçük kardeşiyle birlikte bir beyzbol maçı izlemek istiyordu.

Fon sayesinde stadyuma gidemedi.

Ama hastane bahçesinde dev bir ekran kurduk.

Takımın oyuncularından biri görüntülü aramayla ona bağlandı.

Çocuk bütün gece gülümsedi.

O an Alicia’nın ne demek istediğini anladım.

Fon büyüdü.

Bağışlar geldi.

Hemşireler, doktorlar ve aileler destek verdi.

Yıllar içinde yüzlerce küçük dilek gerçekleştirildi.

Ben de değiştim.

Artık hastaların odasına girerken sadece dosyalarına bakmıyordum.

Onlara neyi özlediklerini, ne istediklerini, kimi görmek istediklerini soruyordum.

Alicia’nın fotoğrafını ise çalışma masamda tutmaya devam ettim.

Arkasında onun el yazısıyla tek bir cümle vardı:

“Hayatın uzunluğu değil, birinin kalbinde ne kadar süre kaldığın önemlidir.”

Onunla yalnızca üç gün evli kaldım.

Ama bana mesleğim boyunca unutamayacağım bir şey öğretti:

Bazen bir doktorun verebileceği en büyük şey tedavi değil, bir insanın son günlerinde hâlâ hayatın içinde olduğunu hissettirmektir.

Share to friends
Rating
( No ratings yet )
Leave a Reply

;-) :| :x :twisted: :smile: :shock: :sad: :roll: :razz: :oops: :o :mrgreen: :lol: :idea: :grin: :evil: :cry: :cool: :arrow: :???: :?: :!: