Süt reyonunda duruyordum ki yaşlı bir kadının titrek sesini duydum\.

— Lütfen… bana sadece bir tane bırakın.

Başımı çevirdiğimde, soğutucuların önünde tuhaf bir sahne gördüm.

Deve tüyü renginde pahalı bir palto giymiş, yüksek topuklu ayakkabılarıyla dikkat çeken bir kadın, indirimdeki hindileri alışveriş arabasına dolduruyordu.

Bir tane değil.

Üç tane değil.

Neredeyse raftaki bütün hindileri.

Her paketin üzerinde kırmızı indirim etiketi vardı:

9,99 dolar.

Kadını tanımamak zordu.

Adı Beatrice’ti.

Ailesi şehirde apartmanlara, otomobil bayilerine ve herkesin bildiği dev bir malikaneye sahipti.

Yerel yardım gecelerinde fotoğrafları çıkar, soyadları sürekli gazetelerde görünürdü.

Beatrice’in yanında ise ona tamamen zıt görünen yaşlı bir kadın duruyordu.

Kısa boyluydu.

Üzerindeki mavi paltonun dirsekleri aşınmıştı.

Elindeki plastik sepette bir somun ekmek, küçük bir paket pirinç ve birkaç havuç vardı.

— Torunum hasta — dedi yaşlı kadın. — Grip oldu. İki gündür doğru düzgün yemek yiyemiyor. Ona sıcak çorba yapmak istemiştim.

Beatrice raftan bir hindi daha aldı.

— O zaman tavuk alın.

Yaşlı kadın utangaçça başını salladı.

— Tavuk da pahalı. Normal hindiler ise neredeyse kırk dolar. Bu indirimdekilerden bir tane alabileceğimi düşündüm.

Rafta yalnızca bir hindi kalmıştı.

Yaşlı kadın elini uzattı.

Ama Beatrice daha hızlı davrandı.

Paketi çekip kendi arabasına attı.

Artık arabasında en az on iki hindi vardı.

Yaşlı kadın şaşkınlıkla ona baktı.

— Hanımefendi… zaten bu kadar çok aldınız. Bana sadece bir tanesini bırakabilir misiniz?

Beatrice kaşlarını kaldırdı.

— Neden?

— Torunum için.

— Bu benim problemim değil.

Yaşlı kadının yüzü kızardı.

Cüzdanını çıkarıp içinden buruşturulmuş bir on dolarlık banknot aldı.

— Size parasını hemen verebilirim. Ne olur.

Beatrice banknota baktı ve hafifçe güldü.

— On dolar sizin için bu kadar önemliyse, belki hindi çorbası yapmaya çalışmamalısınız.

Reyon bir anda sessizleşti.

Yakındaki birkaç müşteri konuşmayı bırakmıştı.

Bir çalışan kutu dizerken durdu.

Ben de artık sessiz kalamadım.

— Gerçekten hepsini almanız gerekiyor mu? dedim.

Beatrice başını bana çevirdi.

Beni baştan aşağı süzdü.

— Evet.

— Bir tanesini bu hanımefendiye bıraksanız ne kaybedersiniz?

— Hiçbir şey kaybetmek zorunda değilim.

Arabayı kendine doğru çekti.

— İlk ben geldim.

Yaşlı kadın sessizce:

— Torunumun ateşi çok yüksek, dedi. — Biraz et suyu içerse iyi gelir diye düşündüm.

Beatrice omuz silkti.

— O zaman daha erken gelmeliydiniz.

Bunu söylerken sesinde zerre kadar pişmanlık yoktu.

Yaşlı kadının gözleri doldu.

Ama ağlamamaya çalışıyordu.

Sepetindeki havuçlara baktı.

Sonra hindilere.

— Belki yarın başka bir yerde indirim olur, diye mırıldandı.

Beatrice arabasını çevirmeye başladı.

Tam giderken arkasına dönüp bizi süzdü.

— Ayrıca kimse bunu büyütmeye kalkmasın.

Bir elini pahalı çantasına koydu.

— Bu şehirde ailemin kim olduğunu herkes bilir.

Kimse cevap vermedi.

O ise bu sessizliği zafer olarak yorumladı.

Çenesini kaldırıp arabasını ileri itti.

Hindiler o kadar çoktu ki bazı paketler üst üste eğilmişti.

Beatrice reyonun sonuna yaklaşırken mağazanın hoparlörlerinden hafif bir cızırtı geldi.

Sonra alışılmış anons sesi duyuldu.

— Sayın müşterilerimizin dikkatine…

Kimse fazla önemsemedi.

Beatrice de yürümeye devam etti.

Ama birkaç saniye sonra hoparlörden farklı bir erkek sesi geldi.

Daha tok.

Daha ciddi.

Ve tek bir kelime söyledi.

— Beatrice.

Beatrice aniden durdu.

Alışveriş arabası önündeki karton standa çarpıp birkaç kutunun yere düşmesine neden oldu.

Başını yavaşça kaldırdı.

Etraftaki herkes ona bakmaya başladı.

Hoparlördeki adam devam etti:

— Az önce altıncı reyondaki insanlara, ailenin kim olduğunu hatırlamalarını söyledin.

Beatrice’in yüzü gerildi.

Parmakları alışveriş arabasının sapına kenetlendi.

— Hayır… — diye fısıldadı.

Adam kısa bir süre sustu.

Ardından:

— Aslında bu son derece iyi bir fikir, dedi.

Beatrice’in yüzündeki renk bir anda çekildi.

Yaşlı kadın bile şaşkınlıkla ona baktı.

Ben de hoparlöre doğru başımı kaldırdım.

Beatrice yüksek sesle:

— Bu komik değil! diye bağırdı.

Hoparlörden sakin bir cevap geldi.

— Ben de komik olduğunu düşünmüyorum.

Mağazada tuhaf bir sessizlik oluştu.

Kasadaki müşteriler bile ne olduğunu anlamak için başlarını çevirmeye başlamıştı.

Beatrice telefonunu çantasından çıkardı.

Birini aramaya çalıştı.

Ancak elleri titriyordu.

Sonra hoparlörden yeniden ses geldi.

— Olduğun yerde kal, Beatrice.

Bu kez sesi çok daha sertti.

Beatrice başını kaldırdı.

— Neden?

Adam cevap vermeden önce birkaç saniye bekledi.

— Çünkü birazdan olacak şeyi kaçırmanı istemiyorum.

Beatrice mağazanın girişine baktı.

Ben de onun bakışını takip ettim.

Otomatik kapılar açıldı.

İçeri gri saçlı, uzun boylu bir adam girdi.

Yanında mağaza müdürü ve takım elbiseli iki kişi vardı.

Adamın yüzünü görünce Beatrice’in ağzı hafifçe açıldı.

Elindeki telefonu neredeyse düşürüyordu.

— Baba…

Etraftan birkaç kişi şaşkınlıkla birbirine baktı.

Demek hoparlörde konuşan adam Beatrice’in babasıydı.

Şehirde herkes onun adını biliyordu.

Richard Caldwell.

Caldwell ailesinin şirketlerinin başındaki adam.

Ama Richard kızına doğru yürürken gururlu bir baba gibi görünmüyordu.

Yüzü öfkeliydi.

Beatrice hemen kendini toplamaya çalıştı.

— Baba, burada ne yapıyorsun?

Richard cevap vermedi.

Önce alışveriş arabasındaki hindilere baktı.

Sonra yaşlı kadına.

— Hanımefendi, az önce siz mi kızımın elindeki hindilerden birini istediniz?

Yaşlı kadın huzursuzca başını salladı.

— Evet ama sorun değil. Başka bir şey bulurum.

— Hayır, dedi Richard. — Sorun var.

Beatrice araya girdi.

— Baba, sadece indirimden alışveriş yapıyordum.

Richard kızına baktı.

— On iki hindi mi?

— Büyük bir akşam yemeğimiz var.

— Beatrice.

Sesi o kadar sakindi ki daha da ürkütücü geliyordu.

— Bu akşam yemeğini ben düzenliyorum.

Beatrice sustu.

Richard devam etti:

— Ve yemeğe gelecek kişi sayısını biliyorum. Evde şefimiz de var. Bu hindilerin hiçbirine ihtiyacımız yok.

Beatrice’in gözleri hızla çevresindeki insanlara kaydı.

— Ben sadece…

— Ne yapıyordun?

Richard yaşlı kadının elindeki küçük sepete baktı.

— Hasta torunu için indirimli bir hindi almaya çalışan bir kadından son paketi kapıyordun.

Beatrice’in yüzü kızardı.

— Olayı büyütüyorsunuz.

— Hayır.

Richard cebinden telefonunu çıkardı.

— Olayın büyüklüğünü sen belirledin.

Sonra bana dönüp sordu:

— Siz başından beri burada mıydınız?

— Evet.

— Kızım gerçekten “ailemin kim olduğunu hatırlayın” dedi mi?

Beatrice hemen:

— Baba, onun ne söylediği önemli değil—

— Sana sormadım.

Bir an tereddüt ettim.

Sonra başımı salladım.

— Evet. Aynen öyle söyledi.

Richard gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

Sonra yaşlı kadına döndü.

— Adınız nedir?

— Martha.

— Torununuz kaç yaşında, Martha?

— Dokuz.

Richard mağaza müdürüne baktı.

— Bu hanımefendinin sepetindeki her şeyi kasadan geçirin. Ayrıca bir hindi, çorba için gereken malzemeler ve önümüzdeki iki haftaya yetecek temel gıdaları ekleyin.

Martha hemen itiraz etti.

— Hayır, hayır. Bunu kabul edemem.

Richard başını salladı.

— Bunu kızımın davranışının bedeli olarak değil, benim özrüm olarak kabul edin.

Beatrice öfkeyle:

— Bu saçmalık! dedi.

Richard yavaşça ona döndü.

— Asıl saçmalık ne biliyor musun?

Beatrice sessiz kaldı.

— Soyadımızı insanlara yardım etmek için değil, onları korkutmak için kullandığını ilk kez bugün görmüyorum.

Beatrice’in yüzü değişti.

İşte o anda anladım.

Bu mesele hindilerden çok daha büyüktü.

Richard yanında duran takım elbiseli adamlardan birine baktı.

Adam elindeki dosyayı açtı.

Beatrice bir adım geriledi.

— O dosya ne?

Richard cevap vermedi.

Dosyadaki ilk kâğıdı aldı.

— Geçen hafta şirketimizin yardım fonundan yapılan bazı harcamalar hakkında sana soru sormuştum.

Beatrice’in dudakları aralandı.

— Bunun burayla ne ilgisi var?

— Belki hiçbir ilgisi yoktur.

Richard ona birkaç adım yaklaştı.

— Ya da belki bugün bana tam olarak nasıl biri hâline geldiğini gösterdin.

Beatrice artık gerçekten korkuyordu.

— Baba…

Richard belgeyi elinde tuttu.

— Bu hindileri neden aldığını şimdi bana doğruyu söyleyerek açıklayacaksın.

— Söyledim. Akşam yemeği için.

— Yalan.

Beatrice’in gözleri büyüdü.

Richard alışveriş arabasına baktı.

— Çünkü mağaza müdürü bana on dakika önce telefon etti. Bu kampanyada müşteri başına iki adet sınırı olduğunu söyledi.

Beatrice sessiz kaldı.

— Sen ise çalışanlardan birini soyadımızı kullanarak korkutup sınırı kaldırmaya zorlamışsın.

Mağaza müdürü başını eğdi.

Beatrice etrafına baktı.

Kaçacak bir yer arıyor gibiydi.

Richard elindeki dosyayı kapattı.

— Ve şimdi, yardım fonundan yaptığın harcamalarla bu davranış arasında bir bağlantı olup olmadığını öğrenmek istiyorum.

— Ne demeye çalışıyorsun?

Richard’ın yüzünde acı bir ifade belirdi.

— Bunu burada açıklamayacağım.

Sonra yanındaki adamlardan birine döndü.

— Arabayı hazırlayın.

Beatrice nefesini tuttu.

— Nereye gidiyoruz?

Richard kızına baktı.

— Önce şirkete.

Kısa bir duraksamadan sonra ekledi:

— Sonra avukatlarla görüşeceğiz.

Beatrice’in yüzü bembeyaz oldu.

— Baba, lütfen.

Ama Richard artık onu dinlemiyordu.

Martha’nın önüne gidip alışveriş arabasından bir hindiyi aldı ve nazikçe onun sepetine yerleştirdi.

— Sanırım bu sizindi.

Martha’nın gözleri doldu.

— Teşekkür ederim.

Richard hafifçe gülümsedi.

Sonra tekrar kızına döndü.

Beatrice’in birkaç dakika önceki kibirli hâlinden eser kalmamıştı.

Ama dosyanın içinde ne olduğunu hâlâ kimse bilmiyordu.

Richard’ın yardım fonundan söz ederken neden bu kadar öfkeli olduğunu da.

Beatrice’in on iki indirimli hindiyle ne yapmayı planladığını ise yalnızca kendisi biliyordu.

Ve Richard mağazadan çıkmadan önce kızına söylediği son cümle, çevredeki herkesi yeniden sessizliğe gömdü:

— Umarım bugün yaptığın şey, dosyada gördüklerimi açıklayabilecek en kötü şeydir.

Beatrice başını kaldırdı.

— Dosyada ne gördün?

Richard ona birkaç saniye baktı.

Ama cevap vermedi.

Ve ilk kez, Beatrice gerçekten korkmuş görünüyordu.

Buraya kadar okuduysan tek kelime yaz: “VİCDAN”.

Share to friends
Rating
( No ratings yet )
Leave a Reply

;-) :| :x :twisted: :smile: :shock: :sad: :roll: :razz: :oops: :o :mrgreen: :lol: :idea: :grin: :evil: :cry: :cool: :arrow: :???: :?: :!: