Ona İşine Mal Olan Pasta

Genç kurye, akşam ışıkları sokakta yanmaya başlarken küçük ve eski bir evin önünde durdu. Ellerinde, çalıştığı pastaneden aldığı beyaz bir pasta kutusu vardı. Pastanın üzerinde kremayla zarifçe yazılmış bir cümle duruyordu: “Doğum günün kutlu olsun, sevgilim.”

Adı Emir’di. Yirmi iki yaşındaydı, uzun bir iş gününün yorgunluğunu taşıyordu ve hâlâ pastanenin kahverengi teslimat üniformasını giyiyordu. Sabah saatlerinden beri onlarca sipariş götürmüştü, ama bu teslimat ona başından beri farklı gelmişti.

Kapıyı hafifçe çaldı.

Birkaç saniye sonra kapı açıldı. Karşısında eski bir kazak giymiş yaşlı bir adam duruyordu. Gözleri iyiydi, elleri titriyordu. Arkasında küçük bir salon görünüyordu: eski bir masa, iki fincan, bir mum ve gülümseyen yaşlı bir kadının solmuş fotoğrafı.

Adam pasta kutusuna baktı ve hemen başını utançla eğdi.

“Evladım…” dedi sessizce. “Üzgünüm. Şu anda param yok.”

Emir sustu.

Yaşlı adam mahcup bir sesle devam etti:

“Bu eşim için. Bugün onun doğum günü. Aylardır hasta ve bu pastayı çok sever. Paramın yeteceğini sanmıştım, ama ilaçlar beklediğimden pahalı tuttu.”

Sesi titredi.

“Ödeyemeyeceğim.”

Emir kuralları biliyordu. Ödeme yoksa teslimat yoktu. Sipariş pastaneye geri götürülmeliydi. Müdür bunu defalarca söylemişti.

Ama Emir bir kez daha evin içine baktı. Masadaki küçük mumu gördü. İki fincanı gördü. Fotoğrafı gördü. En çok da yaşlı adamın gözlerinde, sevdiği kadına küçük bir mutluluk verememenin utancını gördü.

Pasta kutusunu nazikçe adama uzattı.

“Hiç önemli değil,” dedi. “Bugün benden olsun. Eşinizi mutlu edin.”

Yaşlı adam donup kaldı.

“Ne?”

“Ben öderim.”

Adam ona dikkatle baktı.

“Ya seni cezalandırırlarsa?”

Emir yorgun bir gülümsemeyle cevap verdi:

“Önemli olan onun gülümsemesi.”

Yaşlı adam pastayı titreyen elleriyle aldı. Gözleri yaşla doldu.

“Az önce benim için ne yaptığını bilmiyorsun.”

Emir sadece başını salladı.

“Ona pastaneden doğum günü kutlaması söyleyin.”

Bir saat sonra Emir pastaneye döndü.

Müdür onu tezgâhın yanında bekliyordu.

“O siparişi kendin mi ödedin?” diye sertçe sordu.

Emir yalan söylemedi.

“Evet.”

Müdür fişi tezgâha fırlattı.

“Burası iş yeri, hayır kurumu değil. Pasta dağıtmak istiyorsan bunu başka yerde yap. Üniformanı çıkar. Artık burada çalışmıyorsun.”

Pastanede sessizlik oldu.

Emir yavaşça şapkasını çıkardı. Sonra üniformasının ceketini çıkarıp tezgâha bıraktı. İçinde acı vardı, ama pişman değildi.

“Anladım,” dedi kısık sesle.

Tam o anda pastanenin kapısı açıldı.

Herkes döndü.

İçeri aynı yaşlı adam girdi.

Ama artık üzerinde eski kazak yoktu. Şık koyu renk bir takım elbise giymişti, ayakkabıları parlıyordu ve duruşu sakin ama güçlüydü.

Müdür hemen doğruldu.

“Efendim…”

Yaşlı adam onu umursamadan doğrudan Emir’in yanına geldi. Sonra tezgâha bir dosya koydu.

“Benim adım Kemal Arslan,” dedi. “Bu pastane zincirinin sahibiyim.”

Müdürün yüzü bembeyaz oldu.

Emir konuşamadı.

Yaşlı adam devam etti:

“Eşim bu sabah vefat etti. Ama dün gece, senin sayende haftalardır ilk kez gülümsedi. En sevdiği pastadan tattı ve ‘Bu dünyada hâlâ iyi insanlar varmış’ diye fısıldadı.”

Odanın içinde derin bir sessizlik oluştu.

Kemal Bey müdüre baktı.

“Siz bir insanı kalbi olduğu için kovdunuz.”

Sonra yeniden Emir’e döndü.

“Bugün kurye işini kaybettin.”

Dosyayı ona doğru itti.

“Ama kalbi olan birine ihtiyaç duyan bir pastane kazandın.”

Emir titreyen ellerle dosyayı açtı. İçinde yöneticilik teklifi, ücretli eğitim ve yeni bir şubenin sorumluluğu vardı.

Gözleri doldu.

“Ben sadece onun gülümsemesini istemiştim,” diye fısıldadı.

Kemal Bey başını salladı.

“İşte tam bu yüzden bunu hak ediyorsun.”

O gün pastanedeki herkes şunu anladı: İyilik bazen insana pahalıya mal olabilir.

Ama bazen de geleceğin kapısını açan tek şey iyiliktir.

Share to friends
Rating
( No ratings yet )
Leave a Reply

;-) :| :x :twisted: :smile: :shock: :sad: :roll: :razz: :oops: :o :mrgreen: :lol: :idea: :grin: :evil: :cry: :cool: :arrow: :???: :?: :!: