Lüks salonun içinde hafif bir müzik çalıyordu. Avizelerin ışığı şampanya kadehlerinde parlıyor, konuklar gülüyor, garsonlar ise neredeyse görünmeden masaların arasında dolaşıyordu.
Ayşe Hanım tepsiyi iki eliyle tutuyordu. Altmış üç yaşındaydı. Akşam ilerledikçe bacakları yoruluyor, elleri titriyordu ama kimseye belli etmiyordu. Eşini kaybettikten sonra önce evini, sonra işini kaybetmişti. Şimdi geçinmek için bulduğu her işi kabul ediyordu.
Oğlundan ise her şeyi saklıyordu.
Emre başka bir şehirde çalışıyordu. Başarılı olmuştu, hayatını kurmuştu. Ayşe Hanım her telefon konuşmasında aynı şeyi söylüyordu:
“İyiyim oğlum. Hiç merak etme.”
Ama gerçek bambaşkaydı. Bazen kira ödeyemediği için personel odasında uyuyor, bazen bütün gün yalnızca çay içerek ayakta kalıyordu. Yine de oğluna yük olmak istemiyordu.
O akşam onu zengin konukların olduğu özel bir davette çalışması için çağırmışlardı. Ayşe Hanım başını eğmiş, tepsisiyle salondan geçerken kimseyle göz göze gelmemeye çalışıyordu.
Tam o sırada karşısında pahalı takım elbiseli genç bir adam durdu.
“Anne?”
Ayşe Hanım donup kaldı.
Tepsi hafifçe sallandı, kadehler sessizce birbirine çarptı.
Karşısında Emre vardı. Büyümüş, değişmiş, ama hâlâ onun oğluydu.
“Sen… burada ne yapıyorsun?” diye fısıldadı.
Emre annesinin garson kıyafetine, yorgun ellerine, saklamaya çalıştığı utanca baktı.
“Bunu ben sana sormalıyım.”
Ayşe Hanım gözlerini kaçırdı.
“Sadece geçici bir iş. Önemli değil.”
“Neden bana söylemedin?”
Kadın zorla gülümsedi.
“Çünkü bir anne oğluna yük olmamalı.”
Emre uzun süre konuşmadı. Sonra tepsiyi nazikçe annesinin elinden aldı ve masaya bıraktı.
“Sen ben düşerken beni hep kaldırdın. Şimdi ben sana elimi uzatınca neden saklanıyorsun?”
Ayşe Hanım’ın dudakları titredi.
“Hayatını bozmak istemedim.”
Emre cebinden küçük bir anahtar çıkardı ve annesinin avucuna koydu.
“Bu bir otel odası değil. Geçici bir yer değil. Bu senin yeni evinin anahtarı. Bir ay önce aldım. Sadece sana söylemek için doğru anı bekliyordum.”
Ayşe Hanım anahtara baktı, inanamadı.
“Neden yaptın bunu?”
Emre sessizce cevap verdi:
“Çünkü sen bana ev oldun. Şimdi sıra bende.”
Salondaki konuklar sustu. Bazıları kadehini indirdi, bazıları gözyaşlarını saklamaya çalıştı.
Ayşe Hanım anahtarı göğsüne bastırdı. Uzun zamandır ilk kez yorgunluktan değil, rahatlamaktan ağladı.
O gece salondan bir garson olarak çıkmadı.
Sonunda yeniden evine dönen bir anne olarak çıktı.