Uçak aniden öyle sert sarsıldı ki kabinde birkaç kişi aynı anda çığlık attı. Emniyet kemeri ışığı yandı, hostes sakin bir sesle herkesin yerinde kalmasını ve kemerini bağlamasını istedi.
Pencere kenarında, sekiz yaşlarında küçük bir çocuk tek başına oturuyordu. Ellerinin titremesinden korktuğu belliydi. Kemerin ucunu çekiyor, tokayı yerine oturtmaya çalışıyor, ama bir türlü başaramıyordu. Uçak bir kez daha sallanınca yüzü bembeyaz oldu.
Koridorun diğer tarafında oturan Murat, kırk yaşlarında sessiz bir adamdı. İş seyahatinden dönüyordu. Yol boyunca camdan dışarı bakmış, yıllar önce ailesinden kopan kız kardeşini düşünmemeye çalışmıştı.
Sonra çocuğun titrek sesini duydu:
“Yapamıyorum…”
Murat hemen ona doğru eğildi.
“Bana bak,” dedi yumuşak bir sesle. “Korkma. Ben yardım edeceğim.”
Elini uzatıp çocuğun kemerini hızlıca bağladı. Sonra kendi elini ona uzattı.
“Benimle nefes al. İçeri… dışarı. Yanındayım.”
Çocuk onun elini sıkıca tuttu.
İşte o anda Murat bilekliği gördü.
Eski, gümüş renkli, zamanla çizilmiş bir bileklikti. İç kısmına küçük bir isim kazınmıştı. Murat’ın kalbi sanki bir an durdu.
O bilekliği tanıyordu.
Yirmi yıl önce, evden büyük bir tartışmayla ayrılan kız kardeşi Leyla’ya kendisi vermişti. İçine de “Eve dön” yazdırmıştı. Ama Leyla bir daha dönmemişti.
Murat sesini sakin tutmaya çalıştı.
“Bu bileklik sende nereden var?”
Çocuk bilekliğe dokundu.
“Annem verdi. Asla çıkarmamamı söyledi.”
Murat’ın boğazı düğümlendi.
“Annenin adı ne?”
Çocuk fısıldadı:
“Leyla.”
Uçak tekrar sarsıldı, ama Murat artık hiçbir şey duymuyordu. Kulaklarında sadece o isim vardı.
İnişten sonra Murat çocuğun yanından ayrılmadı. Çantasını almasına yardım etti, onu çıkış kapısına kadar götürdü. Orada solgun yüzlü bir kadın telaşla onlara doğru koştu.
“Deniz!”
Çocuk kadına sarıldı.
Murat donup kaldı.
Kadın başını kaldırdı. Göz göze geldikleri an yıllar yok oldu.
“Murat?” diye fısıldadı.
Murat’ın gözleri doldu.
“Leyla…”
Bir süre ikisi de konuşamadı. Sonra Murat ileri çıktı ve yıllardır kayıp sandığı kız kardeşine sarıldı.
Leyla ağlayarak konuştu:
“Dönmek istedim. Ama çok utandım. Sonra hayat daha da zorlaştı. Herkesin beni unuttuğunu sandım.”
Murat, çocuğun bileğindeki eski bilekliğe baktı.
“Hayır,” dedi sessizce. “Sen farkında olmadan eve giden yolu oğluna vermişsin.”
O akşam havaalanındaki küçük kafede uzun süre oturdular. Konuştular, ağladılar, sustular, sonra yeniden konuştular.
Açıklanacak yıllar, iyileşecek yaralar vardı.
Ama eski bileklik en önemli şeyi çoktan yapmıştı.
Leyla’yı eve geri getirmişti.